Spekülasyon Botu: Ai Weiwei Midilli Adası’nda

Speculation Boat: Ai Weiwei is on Lesbos Island

H. Cenk Dereli | 10 . 01 . 2016 | e skop |

Dünyaca ünlü Çinli çağdaş sanatçı ve aktivist Ai Wei Wei, mülteci krizine dikkat çekmek için yakın zamanda Midilli Adası’ndaydı.

 

Ai Weiwei, sosyal medyada, basında ve kendi sanat eserlerinde eleştirdiği Çin devletinin baskısı altında yaşıyor, sokakta takip ediliyor, evi ve atölyesi izleniyordu. 2011 yılında tutuklandıktan 81 gün sonra, tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen vergileri ödemesi koşuluyla serbest bırakıldı ama pasaportuna el kondu. Yakın çevresindekilere ve kendisine göre ise tutuklanma sebebi tamamen siyasiydi.[1]

 

Geçtiğimiz günlerde, pasaportuna tekrar kavuşan Ai Weiwei, ilk yurtdışı seyahatlerinden birini Yunanistan’ın Midilli Adası’na yaptı. Mültecilerle, bağımsız yardım örgütleriyle ve Midilli halkıyla görüşen sanatçı, Ada’da bir atölye açacağını ve 2016 yılında Çin ve Almanya’dan gelecek öğrencileriyle burada mülteci krizine dair işler üreteceklerini söyledi. Midilli’de gördüklerini sosyal medya hesabı[2] üzerinden fotoğraflarla paylaşan Ai Weiwei şöyle diyordu: “Pek çok insan dalgalarda hayatını kaybetti, bir anıta ihtiyacımız var. Bu her açıdan tarihî bir an. Bir sanatçı olarak bu duruma daha çok müdahil olmak, bu krizle ilişkili eserler üretmek ve yaşananlara dair bilinçlilik yaratmak istiyorum.”[3]

 

“Bir sanatçı olarak insanlığın mücadelesiyle ilişki kurmam gerek, bu meseleleri asla sanatımdan ayrı tutmadım,” diyen Ai Weiwei’nin, bahsettiği anıt için bölgedeki yetkililerle anlaşıp anlaşmadığı henüz bilinmiyor. Organization for Migration (Göç İçin Organizasyon) yardım gurubunun sözcüsü Itayi Viriri, Ai Weiwei gibi dünya çapında tanınan bir sanatçının yapacağı böyle bir anıtın gösteri nesnesine dönüşmeyeceğine, mevcut durumla ilgili farkındalık yaratacağına inanıyor.[4]

 

Ege Denizi’nde yaşanan insanlık dramının ülkeler arası politik çekişmelere alet edilmesi, bu coğrafyayı tam da ‘gösteri’nin kurulduğu yer haline getiriyor. Türkiye’den Yunan Adaları’na ulaşmaya çalışan insanların dramı, sorunun başlangıcı olan Suriye ve Ortadoğu’daki kaynak zengini bölgelerde hükümetlerin ve sermayedarların çıkar odaklı güç çekişmelerini gizlemek için kullanılıyor. Bu açıdan bakıldığında, Viriri gibi insanların konuya hayli naif yaklaştıklarını söylemek gerek. Zira Ai Weiwei, Midilli Adası için önerdiği atölye ve anıt projesi gibi mimari programlar üzerinden gösteriler tasarlamak ve spekülasyon yapmak konusunda tam bir uzman.  

 

Örneğin, 2008 Pekin Olimpiyatları için inşa edilen ve Bird Nest (Kuş Yuvası) lakabıyla anılan Pekin Olimpiyat Stadı, İsviçreli mimarlık ofisi Herzog & de Meuron tarafından, Ai Weiwei’nin sanat danışmanlığında tasarlandı. Ai Weiwei, daha sonra “Çin’in dünyaya yansıttığı sahte gülüş” olarak nitelediği Olimpiyatları eleştirirken bu projeyle arasına mesafe koyduysa da, Olimpiyatlardan önce Herzog & de Meuron’la bu proje ortaklığının meyvesi olan Ordos100 projesine de imza atmıştı.[5]

 

Çin ekonomisinin büyüme aşamasında ihtiyaç duyduğu enerjiyi doğalgaz ve kömür kaynaklarıyla karşılayan Ordos kenti, o dönemde bu kaynaklar dolayısıyla oldukça hızlı büyümüş ve yereldeki zengin firmaların büyük inşaat projelerinin odağı haline gelmişti. Servetini bölgenin doğal kaynaklarına borçlu olan Cai Jiang’in kurduğu Jiang Yuan Kültürel ve Yaratıcı Kalkınma Limited Şirketi de, 2007 yılında 100 villadan oluşan lüks projesi için Pekin Olimpiyat Stadı’nın tasarımcıları Herzog & de Meuron ile bağlantıya geçti. Herzog & de Meuron, projeyi bizzat üstlenmek yerine, 27 ülkeden 100 genç mimarlık ofisini devreye soktu; projenin genel koordinatörlüğü de Ai Weiwei’ye verildi. Moğolistan çöllerinde, müşterisi belirsiz, her biri 1000 metrekare olacak, dünyanın dört bir yanından gelen 100 mimarın tasarlayacağı bu 100 villalık proje, hemen dünya mimarlık gündemine oturdu. Metrekare maliyetinin 30 doları aşmaması için tasarım sürecini sıkı bir şekilde denetleyen yatırımcı firma, bu villaların her birini 1,5 milyon dolara satmayı planlıyordu. Anlaşılan o ki, inşaat işçilerinin aylık gelirlerinin 115 dolar olması, şantiye yakınında kaldıkları kamplardaki kötü hayat koşulları, veya villaların maliyeti ile satış fiyatı arasındaki uçurum projenin mimarlarını pek ilgilendirmemiş. Proje hakkında verdikleri demeçlerde, piyasaya yeni giren bir mimarın ne olursa olsun tüm fırsatları değerlendirmesi gerektiğini söylemişler. Bu proje, kendi tabirleriyle “Zaha Hadid gibi olmayı tattıkları bir fırsat” olmuş.[6]

 

Ünlü mimar ve mimarlık eleştirmeni Lebbeus Woods, Ordos100 projesi ilk duyurulduğunda, kendi blogunda bir yazı yazarak, Herzog & de Meuron’un kişisel bağlantıları üzerinden seçilen mimarlık ofislerinin dahil edildiği projenin “kolay satılabilir ve oldukça kârlı bir emlak girişimi olarak tasarlandığını” söylemişti (projeye Türkiye’den sadece Han Tümertekin’in davet edildiğini ve o zamanlar onun da Herzog & de Meuron gibi Harvard’da ders verdiğini hatırlatalım). Çin’in büyüyen ekonomisinin ve inşaat açlığının genç mimarlar için baş döndürücü cazibesinden bahseden Woods, kendilerine verilen bomboş çöl arazisini incelerken fotoğraflanan mimarların bu görüntüsünün hem çok gülünç hem de çok acıklı olduğunu söylüyordu: “Acaba o an akıllarından ne geçiyor? ‘Yoksa burası, yeni çağın Wiessenhof Yerleşkesi[7] mi?’ ‘Ben bir mimar mıyım, yoksa Ai Weiwei’in son sanat oyununda bir piyon mu?’”

 

Ai Weiwei’nin hazırladığı, proje sürecini anlatan video belgesel 2012’de yayınlandı; videoda, projeye davet edildiklerinde bunun bir şaka olduğunu düşünenlerden, projenin küreselleşmenin pozitif sonuçlarından biri olduğunu söyleyenlere, gerçekleşeceğine şüpheyle bakanlardan, bir hayvanat bahçesinden farksız olduğunu söyleyenlere kadar, farklı görüşteki mimarları izliyoruz. Ödemelerini zarflarda nakit olarak alan mimarların kuytu köşelerde para saydıkları anlar da belgeselde atlanmamış. Bu sahnelerin alaycı bir eleştiri mi, yoksa sinsi bir böbürlenme mi olduğuna karar vermek kolay değil.

 

Ordos100 projesine ait tasarımlar küresel mimarlık medyasında dolaşıma girdiğinde, en önemli mimarlık konularından biri haline gelmişti. Dijital görselleştirmeler ve maket fotoğraflarıyla yaratılan bu sanal gösterinin haberi, inşa edileceği çölün boşluğunda, ellerinde haritalarla dolaşan mimarların fotoğraflarıyla servis edildi. Ordos kenti, totaliter bir yönetim altında birikmiş ‘çılgın’ sermayenin mimarlara vaat ettiği bir ‘ütopya’ydı; Dubai ve diğer Körfez kentleri gibi, mimarlar için yeni bir oyun alanıydı. Ai Weiwei de böylece, göçebelerin yaşadığı, yurt çadırlarının mekânı olan Ordos’un kentleşmesine, çölün işgaline ve emlak piyasasındaki spekülasyona, milyar dolar değerindeki bu projeyi yöneterek katkıda bulunuyordu.

 

Projenin yatırımcısı Cai Jiang’in kurduğu Jiang Yuan Kültürel ve Yaratıcı Kalkınma Limited Şirketi, mimarların kimliği üzerine kurulu bu emlak spekülasyonunu pekiştirmek için, 2009 yılında dünyada öne çıkan genç mimarları ödüllendirecek Ordos Ödülü’nü başlattı. Ordos projesine, o dönemdeki hemen hemen bütün önemli genç mimarlık ofislerini dahil eden Cai Jiang; Ben van Berkel, Stefano Boeri, Liz Diller, Jacques Herzog, Thom Mayne, Pierre de Meuron, Enrique Norten, Kazuyo Sejima, Wang Shu ve Robert A. M. Stern gibi daha yaşlı yıldız mimarları da, Ordos Ödülü’ne aday olabilecek genç mimarları seçme görevini onlara vererek projeye kattı. Bu ödülün jüri başkanı olarak da yıldız mimar Rem Koolhaas görevlendirildi. Totaliter ve yarı totaliter rejimlerle yönetilen ülkeleri öncü mimarlık fikirlerinin denenebileceği yeni alanlar olarak tanımlayan Rem Koolhaas’ın bu ödül jürisinin başına getirilmesine şaşırmamak gerek.[8] Ordos Ödülü ile Ordos 100 projesi, 2008 ve 2009 yıllarında neredeyse mimarlık dünyasında aklınıza gelebilecek tüm isimleri toplamış, tam bir yıldızlar karması yaratmıştı.

 

Ama Ordos100’ün mimarlık, inşaat ve yatırım ortamında yarattığı bu hava kısa sürdü. 2009’da bitirileceği söylenen villaların birkaçı hariç hiçbirine başlanmadı. 2011 yılında Ai Weiwei’nin Çin hükümeti tarafından hapsedilmesi, projeye katılan mimarları acıklı bir durumda bıraktı. Ordos100 projesi mimarlarından Nicola Delon, Ai Weiwei’nin maruz kaldığı muameleyi protesto etmek için projeye katılan diğer 99 mimara çağrı yaptıysa da, beklediği desteği bulamadı. Mimarlar, ülke içindeki potansiyel işlerinin tehlikeye girmesi korkusuyla, projenin koordinatörü Ai Weiwei’nin tutuklanmasına ses çıkarmadılar.[9]

 

2011 yılında Ordos’a giden araştırmacı Michael Alexander Ulfstjerne, Ordos’un aslında büyük bir emlak spekülasyonundan ibaret olduğunu, pek çok yatırımcının, şehrin yatırım açısından en cazip olduğu 2005’ten o güne kadar aslında yapılacağı söylenen hemen hiçbir inşaata başlamadıklarını belgeledi. Nitekim Ordos100’ün yatırımcısı da, arazi kullanım haklarını ve proje planlarını başka bir yerel girişimciye satmıştı.

 

Ulfstjerne, Ordos100’ün Çin’de tanıtımı yapılıp da başlamayan tek proje örneği olmadığını söylüyor; ona göre bu yöntem, arazileri yatırıma açmanın ve spekülatif olarak kıymetlendirip nakde dönüştürmenin bir yolu olarak kullanılıyor. Bu tarz projelerin sadece yatırımcılar için iyi bir kazanç sağlama yöntemi olmakla kalmadığını, yerel yöneticiler için de kariyerlerinde yükselme yolu olduğundan bahsediyor. Yani Ordos 100 gibi projeler, inşa edilmese bile herkese kazandırıyor.[10]

 

Bir spekülasyon balonu olarak yaratılmış Ordos kentindeki projelerin tamamlanıp tamamlanmayacağından kimse emin değil. Bitmiş bir kent olamasa da dünyadaki en büyük hayalet şehirlerden biri olan Ordos’un turizm potansiyelinden bahsedenlerin sayısıysa bir hayli yüksek.[11]Ordos100 projesi artık sadece farklı kurumlarda açılan sergilere, salt bir temsile dönüşmüş durumda.

 

Rem Koolhaas’ın jüri başkanı olduğu ve hakkında övgü dolu demeçler verdiği Ordos Ödülü’nün akıbeti de meçhul. İnternet sitesi bile çalışmıyor. 2010 yılında Columbia Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta, Libya, Suriye ve Çin’de yaptığı projeleri örnek gösteren Rem Koolhaas, bu totaliter ülkelerde işlerini devam ettirmeyi nasıl başardığını gururla anlatıyordu.[12]

 

İşin ilginç yanı, Ordos100 projesi çevresinde örgütlenen gösteri ve spekülasyon gibi, Koolhaas’ın Libya ve Suriye’deki projeleri de birer spekülatif mimari anlatıdan öteye geçemedi. 2012 yılında Libya’da Kaddafi linç edilerek öldürüldü. Aynı yıl Suriye’de ülke içi çatışmalar şiddetlendi ve takip eden yıllardan bugüne mülteci krizini yaratan savaş ortamı oluştu.

 

Suriye, şu an neredeyse tam da Koolhaas’ın Columbia Üniversitesi’ndeki sunumda kullandığı Suriye haritasında, coğrafi nitelikleri bakımından farklı yaşama koşulları yaratan bölgelerin temsil edildiği gibi bölünmüş durumda. Kaynakların tüketilmesi, eşitsizlik, hayalet kentler, yıkım ve göçler sanki spekülatif yatırımlar üzerinden kazanç elde etmeye odaklanmış mimari gösterileri takip ediyor. Ülkede savaş ortamı hâlâ devam ederken Fransız, Rus ve İsviçreli inşaat firmaları Suriye hükümetinden yıkılan kentlerin yeniden inşasına dair imtiyazlar almak için pazarlık yapıyor.[13] Ege Denizi ve Adalar ise, Ortadoğu’da enerji kaynaklarının bölüşümü ve bölgesel güç kavgalarının yarattığı ortamın acısını sırtlayan mültecilerin trajik hikâyelerinin sahnesine dönüşmüş durumda. Arka planda neler olup bittiği pek umursanmıyor, herkes “gösteriye” odaklanmış durumda.  Mültecilerin üzerlerinde ise ölümden başka bir kostüm yok.

 

Ve işte yine başladığımız yere, Midilli sahiline döndük.

 

Ordos100 gibi projeler Ai Weiwei’nin niyetleri hakkında makul şüphe uyandırmak için yeterli. İnsan kendine sormadan edemiyor: Ai Weiwei’in yönettiği Ordos100 spekülatif proje süreci ortadayken, Midilli Adası’nda sanat atölyesi kurmak ve anıt yapmak gibi mimari programlar içeren öneriler, gerçekte neyi amaçlıyor? Sadece yaşanan insanlık dramına dikkat çekmeyi mi, yoksa bir başka gösteri daha kurmayı mı?

 

 

[1]  http://qz.com/460724/four-years-after-his-arrest-artist-ai-weiwei-has-his-passport-back/

[2] www.instagram.com/aiww/

[3]  http://www.abc.net.au/news/2016-01-02/chinese-artist-ai-weiwei-to-create-refugee-memorial-on-lesbos/7064760

[4] http://dailyhellas.com/2016/01/03/chinese-artists-refugee-memorial-can-help-put-spotlight-on-crisis/

[5] http://www.telegraph.co.uk/culture/art/11522659/Ai-Weiwei-a-tumultuous-timeline.html

[6] http://www.nytimes.com/2008/05/01/garden/01mongolia.html?scp=1&sq=Ordos&st=nyt&_r=0

[7] Wiessenhof Siedlung (Yerleşkesi) 1927 yılında Sttutgart’daki bir sergi için inşa edilen, “Yeni Binalar” (Neues Bauen) akımı etkisinde, on yedi mimar tarafından tasarlanmış altmış konutluk yirmi bir binalık yerleşkedir. Daha sonra uluslararası stil olarak adlandırılacak mimari akımın örnek yerleşimi olarak referans verilmiştir. Projede, Ludwig Mies Van der Rohe, Le Corbusier & Pierre Jeanneret, Walter Gropius, J.J.P. Oud, Mart Stam, Peter Behrens, Bruno Taut, Max Taut, J Frank, Richard Döcker, Ludwig Hilberseimer, Hans Poelzig, Adolf Rading ve Hans Scharoun gibi modern mimarlığa yön vermiş önemli mimarlar yer almıştır. 

[8] http://www.bustler.net/index.php/article/the_ordos_prize_launches/

[9]http://www.bdonline.co.uk/architects-accused-of-silence-over-ai-weiwei/5018428.article

[10] http://www.creativetransformations.asia/2012/10/creative-land-grabs-the-ordos-100-spectacle-revisited/

[11]http://inhabitat.com/worlds-largest-ghost-city-lies-98-abandoned-after-failed-real-estate-investments/;http://www.raphaelolivier.com/china/architecture/photographer/ordos/failed-utopia/

[12]https://youtu.be/BtOZJqaHt-8

[13] https://www.rt.com/business/319974-russia-syria-contracts-construction/